İnsanlarla konuşup da yorulmak yerine, yazıp da kurtulmak istediklerim
13 Kasım 2010 Cumartesi
Düşünmek mi yoksa düşündüklerimiz mi bizi yoruyor?
Sabah uyandım ve uyurken bile düşündüğümü fark ettim. Yorgun uyandım resmen. Başım zonkluyordu. Günlerce açık bırakılmış bir bilgisayarın ısınması gibi, beynim ısınmış ve bana acı çektiriyordu. Bunun bir sonu olmalıydı. Bir yerde "molaaa" diyip düşünmeden vakit geçirebilmeliydim. Görünen o ki, bilgisayarlar bile "uyku moduna" geçebiliyordu, ama ben yapamıyordum. Sıkıntı yaptım, dert ettim ve tutup bu sefer de bunu düşünmeye daldım. Öğretilmiş alışkanlıklarımı gerçekleştirirken, ne zamandır bu halde olduğumu bulmaya çalıştım. Ne zamandan beri hiç durmadan düşünüyordum acaba? Yada bir zamanlar bunu durdurmayı başarabiliyor muydum? O zaman beni rahatsız etmeyen bu durum neden şimdi ediyordu ki? Belki de düşünmenin kendisi değil de düşündüklerimdi beni rahatsız eden, bilmiyorum. Kendi üstümde yeni bir deneye başlayarak çözebilirdim bu durumu. Başka zaman da bu deneyin inceliklerini düşünürüm. Sorun şu ki, başlıktaki soruya tek bir yanıt veremiyorum. Düşündüklerimin beni yorduğu kesin. Çoğu zaman, dönüp dolaşıp aynı konulara yeniden kafayı takıp, dünyayı kendime dar etmekte üstüme yok. Aynı labirentlere girip girip çıkamamak, "pause" diyip yeni bir labirente girmek bunun tarifi. Hiç bitiremediğiniz bilgisayar oyunları gibi. (Bugün bilgisayarlarla bir zorum var, belli)Buraya kadar herşey net. Ama işin bir de şu kısmı var. Düşünmeye ara veremediğime göre, sadece düşündüklerimin beni yorduğundan emin olamam. Tek değişken bu olsaydı eğer, yani düşünme eylemini durdurabilseydim, düşündüklerimin mi beni yorduğunu bilebilirdim. Şu durumda ters yönde gitmem gerekiyor. burada da az önce bahsettiğim deneye geri geliyorum. Düşünmeyi durdurmadan, kontrol ederek (nasıl olacaksa artık) kendimi labirentlere sokmadan, uçsuz bucaksız kırlarda dolaştıracağım. Bunun için ne düşünmem gerekiyor, işte ondan emin değilim tabii. Neyse, biraz başa dönersek, eskiden de bu kadar yoruluyor muydum kısmına, sanırım yoruluyordum. Bu içerde biriken ve toprağa karışamayan bir enerji gibi, patlamaya hazır ve sıkıntı yaratan bir durum. Belki de düşüncelerimi o zaman daha çok paylaştığım için, o dönemde yaşadığım düşünmekten yorulma durumu, bu kadar sancılı değildi. Paylaşmak demişken, düşünceleri paylaşmak için insanlara ihtiyaç duyanlardan değilim, eskiden de olmadım. Bir kağıt parçasına yazmak benim için genelde yeterli olmuştur. Şu an yaptığım da yeni nesil hali zaten. Uzun zamandır, kağıt kalem eline almamış, yazmaya küsmüş biri olarak, sanırım beynimi dinlendirmenin tek yolunun yazmak olduğunu itiraf edip kabulleneceğim. Her ne kadar, geriye dönüp yazdıklarıma baktığımda, sadece içimi karartıyor olsalar da, bunu yapmak zorundayım. Bu enerjinin bir yere akması, bu sırada da kimseye zarar vermemesinin tek yolu yazmak gibi gözüküyor. Yazmaya küsmek demiştim, kısaca özet geçeyim (kendime). Evet, dönüp bin yıl önce yazdıklarıma bakıp keşfettim hep aynı labirentlerde dolaştığımı. Aslında çok değiştiğimi sansam da sadece kabuk değiştirdiğimi, daha güçlü olduğumu sansam da daha da zayıfladığımı, iyiye değil kötüye gittiğimi, adım adım hatta tarih tarih hatırladım. Unutmaya başladığım gereksiz hikayelerimi, yazdıklarımı okuyup hatırladım. Kısa süreli çözümüm, yazı yazmak, beni uzun vadede daha kötü bir noktaya getiriyor gibi hissettim. Unutup kurtulabileceğim hikayeler kabus gibi geri geliyorlardı. Sonra da kalemi kağıdı evde bırakıp terk-i diyar eyledim. Belki daha sonra onları da anlatırım.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder