Bunu ne zaman yazıp da taslak bıraktım bilmiyorum ama tam da zamanıdır yayınlamanın. Harf değiştirmeden koyuyorum, buyrun bakalım.
----------
Ne zaman bu kadar uzaklaştım ben kendimden? Kendi hedeflerimden, hayallerimden?
Olmaktan nefret edeceğim, düzeltiyorum, gıcık olacağım birine nasıl dönüştüm?
Kızım bu kadar kendini yiyeceğine sesini çıkar ya, gerekiyorsa kavga çıkar, ne istiyorsan onu al. İstemediğin bir şeyi kimsenin, ama kimsenin sana yaptırmasına izin verme dedim durdum kendime. Sanırım geç kaldım. Daha küçükken bunları duymam lazımdı belki de. Hayır, şu an yaptığım beni yetiştirenlere çemkirmek değil. Onlar doğru olduğuna inandıkları ve yaptıkları şeyleri anlattılar. İşin acı kısmı da bu zaten. Onlar da benim durumumda, üstelik bu yaşlarında, hala! Acı, çünkü bu kolay değişebilen bir şey değil. Eğer insanları alttan alarak yaşamaya başladıysan, maalesef bu kolayca değişmiyor. En iyi örnekleri onlar. Hala, sabretmekten bahsediyorlar. Böyle zamanlarda, konuyu havale edebileceğim birine inanmayı ben de isterdim.
Kimseyi kırmak istemedim, ömrüm boyunca. Özellikle canları yansın diye kurduğum bir cümle yok. İlla ki kırdığım, üzdüğüm kişiler var, ama hiç bunu amaçlamadım. Karşılığı ise asla aynı şekilde olmayacak, biliyorum. Can havliyle karşısındakine saldıran vahşilerin arasında bu özelliğin bir artısı yok. Farkında olmadan canlarını yakmaya gör, volkan gibi püskürürler yüzüne. Ne olduğunu anlayamadan yanmış olursun.
Sonra ne olacak pekiyi? Bu her zaman hayata karşı dezavantajım olarak, kırık kolum olarak kalacak. Her dokunuşta canım yanacak. Sonra ne olacak? Şimdiki gibi vaz mı geçeceğim? Lanet olsun, diyerek çekip giden hep ben mi olacağım? Bu benim iletişim bozukluğum belli ki. Hak ettiklerini duymalarını, görmelerini sağlamalıyım ama yapamayacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder