11 Mayıs 2011 Çarşamba

Boşluktaki toz taneleri ve hayalleri

Boşlukta kalmak en kötüsü galiba... Diğer türlü biliyor insan ne yapacağını ya da en azından ne yapması gerektiğini. Daha doğrusu ne yapmalıyım diye soruyor kendine ve çelişkili de olsa cevaplar uyduruyor. Boşluktayken soru bile sormuyorsun. Ne yapman gerektiği de, ne yapmaman gerektiği de önemsiz çünkü. Hareket etmene gerek yok çünkü her yanın boş. Birbirinden farkı yok ki! Kandırmaya çalışıyorsun gözlerini kapatıp kendini, elinde tuttuğun bir nesne ya da ulaşmaya çalıştığın bir hedef hayali kuruyorsun. Sorular, yorumlar, zaman zaman mutluluk çoğunlukla da yorgunluk kaplıyor içini. İçinden çıkılmaz bir labirentteymiş gibi koklaya koklaya yolunu arıyorsun. Tabii yok koku falan onu da kurguluyorsun. Beyin de öyle bir organ ki, yakar beni bu buz parçası dediğin gibi ellerin alev alıyor. Mutlu eder beni tepemde parlayıp gözlerimi kör eden güneş dediğinde terlemeye bile başlıyorsun. O koca boşlukta, olmayan bir taş arada bir gelip kafana küt diye çarpıyor. Otobüste uyurken gördüğün güzel rüyadan, ani frenle uyanır gibi sarsılarak açıyorsun gözlerini. Aynı boşluk boşalıyor kafandan aşağı. İlk nefesinle toz doluyor ciğerlerine, boğulmaktan suni teneffüs ile kurtulanların ilk nefesi gibi öksürerek acı çekiyorsun. Ama yaşıyorsun işte. Gerçekliği cam gibi kesiyor her noktanı, yaşıyorsun. Kurduğun hayalleri de hatırlamıyorsun, rüyasını unutanlarla aynı şekilde. Yüzünde gülümseme de kalmamış, üzüntü de. Tepkisiz, hissiz, yaşayan ama sadece izleyen, bekleyen, umut etmeyen haline geri dönüyorsun. Ya o rüyada kalacaksın hep, ya o hayalle yaşayacaksın her ne kadar her zaman olumlu olmasa da, ya da gözlerini hiç kapatmayacaksın.
Bazen sadece düşünceden ibaret olduğumuzu, bedenimizin ve çevremizdeki her şeyin de halüsinasyon olduğunu düşünüyorum. Nasıl algılamak istersek öyleymiş gibi. Ne renk görmek istersek görebiliriz, ne tat almak istersek alabilirmişiz gibi. Belki de gerçek olan bu, bilemem. Bu hiçbir şeyi de değiştirmez zaten. Öyle ya da böyle koca bir boşluktayız. Büyüklüğünü idrak edemeyeceğimiz bir evrende, minnacık bir galakside, daha da minnacık bir gezegende, varlığı ile yokluğu tüm bu büyüklüğe kıyasla limit 1/sonsuz önem arz eden yaratıklarız. O kadar küçükken nasıl oluyor da egomuz bu kadar büyüyebiliyor? Boşluktaki toz tanesi, hepsi bu!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder